. Budizm Ateist Bir Dindir
. Budizm Baskıcı ve Köleleştirici Bir Dindir
. Budizm Pagan Bir Dindir
. Budizm ve Karma İnancı
. İslam'a Göre Reenkarnasyon
. Budizm'in Sapkın Ahiret İnancı
. Ahirette İnsanları Bekleyen Gerçek
. Budizm'e Göre Dünya Hayatı


Ahirette İnsanları Bekleyen Gerçek

Dünya hayatına ve ahiret inancına dair gerçekleri öğrenebileceğimiz yegane kaynak alemlere bir öğüt olarak indirilen Kuran ve Peygamber Efendimiz (sav)'in sünnetidir.

Allah Kuran'da dünya hayatının tüm insanlar için geçici bir deneme, ahiretin ise sonsuz yurt olduğunu bildirir. Her insan yaklaşık 60 yıllık dünya hayatı boyunca tüm yaptıklarının karşılığını cennette veya cehennemde alacaktır. Bu gerçeği Allah Kuran'da şöyle haber verir:

Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Enam Suresi, 32)

Allah'a teslim olan, O'nun indirdiği hidayet rehberine ve Peygamberimiz (sav)'in sünnetine uyan bir insan kıyamet gününe, ahirette tüm yapıp ettiklerinin hesabını vereceğine, dünya hayatında yaptıklarının karşılığını sonsuza kadar cennette ya da cehennemde alacağına gönülden iman eder. Çünkü gerçek budur. Allah bunu insanlara indirdiği kitaplar ve gönderdiği peygamberler ile bildirmiştir. Budizm ise tek bir insanın kendi kendine oluşturduğu bir felsefe ve onun üzerine bina edilen yine insan yapımı öğretilerden oluşur. Allah'tan geleni, insana ait bir felsefeyle değiştirmek, kuşkusuz büyük bir yanılgıdır. Kulaktan dolma bilgilerle, bir özenti nedeniyle, hayran oldukları pop yıldızının veya sinema sanatçısının Budist mesajlarından etkilenerek ya da bir moda gereği Budizmi yol edinenlerin, bu gerçeği düşünmeleri ve yanılgılarından sıyrılmaları gerekmektedir. Çünkü Allah, ahireti yalanlayanların durumlarını Kuran'da şöyle bildirir:

Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar, onların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı? (Araf Suresi, 147)

...İnkar edip ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanlar ise; artık onlar da azab için hazır bulundurulurlar. (Rum Suresi, 16)

Yukarıdaki ayetlerde haber verilen bu azap, ölüm anıyla birlikte başlayacaktır. Dünya hayatları boyunca ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduklarını anlayan insanlar telafisi olmayan bir pişmanlık yaşayarak şöyle diyeceklerdir:

Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." (Enam Suresi, 27)

Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen. (Secde Suresi, 12)

Ancak onlar ne kadar yalvarıp yakarsalar, bağışlanma dileseler de artık dönüşü olmayan ve azapla dolu bir hayata başlamış olacaklardır. Onların tevbeleri kabul edilmeyecek, dünyaya dönme istekleri ise asla yerine getirilmeyecektir. Dünyada defalarca uyarıldıkları halde iman etmeyen inkarcılar, Allah'a şirk koşanlar, taştan, tahtadan heykellerin önünde secde edenler, sadece insanlara gösteriş yapmak ya da ilgi çekmek için boş felsefelerin peşinde gidenler ve Allah'tan gereği gibi korkup sakınmayanlar ölüm melekleri ile karşılaştıkları andan itibaren sürekli bir aşağılanma içine gireceklerdir. Canlarının sırtlarına ve böğürlerine vurularak alınması, perçemlerinden tutulup yerde sürüklenmeleri, cehennemin içine atılmaları ahirethayatındaki aşağılanmanın bir başlangıcı olacaktır. Allah onların konuşmalarına izin vermeyecek, seslerinin bir hırıltıdan öteye çıkması mümkün olmayacaktır. (Taha Suresi, 108)

Onu Ben, cehenneme sürükleyip-atacağım. Cehennem nedir, sen bilir misin? Ne alıkoyar, ne bırakır. Beşere delicesine susamıştır.
(Müderris Suresi, 26-29)

Cehennem, Allah'a karşı büyüklenen, ahirete, yeniden dirilişe inanmayan ve Rabbimizin gönderdiği uyarıcılara itaat etmeyen, güzel ahlaktan uzak bir hayat süren tüm inkarcıların son bulacakları yer olacaktır. Cehennem ehli "Elleri boyunlarına bağlı olarak..." (Furkan Suresi, 13) ateşin sıkışık yerine atılacak, dumanlı bir gölge içinde konaklayacaklardır. Ateşin uğultulu homurtusunu sürekli işitecekler, kemikleri çatırdatan inlemeler ile muhatap olacaklardır. Özellikle azabın sürekli olması ve cehennem ehlinin tüm yakarışlarına rağmen, onlardan kesinlikle hafifletilmeyecek olması tarifsiz bir sıkıntı vesilesi olacaktır. Çünkü Allah cehennem azabını "Kapıları kilitlenmiş bir ateş..." (Beled Suresi, 20) olarak bildirmektedir.

Cehennemdekiler fiziksel olarak da korkunç bir görüntüye bürüneceklerdir. Yüzleri kapkara, korkudan ve dehşetten dolayı zillet içinde olacaktır. Hücreleri kavururcasına güçlü olan ateşte derileri yanacak ve Allah'ın "...Derileri yanıp döküldükçe, azabı tadmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz..." (Nisa Suresi, 56) ayetinde bildirdiği gibi derileri tekrar tekrar yenilenecektir. Demir kamçılarla kamçılanıp "...uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire..." (Hakka Suresi, 32) vurulacaklardır. Alınları, böğürleri ve sırtları kızgın ateşte dağlanacak, başlarından aşağı kaynar sular dökülecektir. Elbiseleri ve yatakları ateşten ve katrandan olacak, demir halkalarla bağlanacaklardır.

Cehennem ehline sunulacak olan yiyeceklerin ve içeceklerin korkunçluğu da ayetlerde açıklanmıştır. Allah "İrin ve kan karışımından başka bir yemek yoktur." (Hakka Suresi, 36) ayetinde dünyada insanların çok azını dahi görmeye veya kokusunu duymaya dayanamadıkları kan ve irinin (iltihaplı yaradan akan sıvının) cehennem ehlinin sürekli yiyeceği olacağını haber vermektedir. Dünya hayatında Allah'ı unutup, kendi tutkularının ardından gitmelerinin bir karşılığı olarak girdikleri cehennemde irinli, kaynar sudan içirilecek, parçalanan boğazlarından hiçbir şey geçmeyeceği için yutkunmaya çabalayacak, ama yutkunamayacaklardır. Allah günahkar cehennem ehline yedirilecek diğer yiyeceklerin de zehirli olan darı dikeni ve zakkum ağacı olduğunu ayetlerde şöyle bildirmiştir:

Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette
ecirleriniz eksiksizce ödenecektir...
(Al-i İmran Suresi, 185)

Doğrusu, o zakkum ağacı; günahkar olanın yemeğidir. Pota gibi; karınlarda kaynar-durur; kaynar-suyun kaynaması gibi. (Duhan Suresi, 43-46)

Allah'a inanan ve O'na gönülden kulluk eden insanlar ise böyle bir duruma düşmeyecek, kolay bir hesap ile sorguya çekilip, korkuya, hüzne ve pişmanlığa kapılmadan cennete sevk edileceklerdir. O gün müminlerin yüzlerinin ışıl ışıl parlayacağını Allah ayetlerde haber vermiştir. Onlar dünya hayatları boyunca batıl felsefelerin peşine takılmadan Allah'ı hak Kitabı'nda bildirdiği şekilde razı etmeye yönelik yaşamalarının, Allah'tan korkup, O'nun azabından sakınmalarının karşılığını sonsuza dek cennette alacaklardır. Allah Kuran'da bu durumu şöyle haber vermiştir:

İnkar edenler, cehenneme bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cehennemin) bekçileri dedi ki: "Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" Onlar: "Evet." dediler. Ancak azab kelimesi kafirlerin üzerine hak oldu. Dediler ki: "İçinde ebedi kalıcılar olarak cehennemin kapılarından (içeri) girin. Büyüklüğe kapılanların konaklama yeri ne kötüdür." Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük bölük sevk edildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin." (Zümer Suresi, 71-73)

Öyleyse tüm insanların Allah'ın "Gerçek şu ki, kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir..." (Hac Suresi, 7) şeklindeki haberini sürekli düşünmeleri, sorgulama günü yaklaşırken yapılan hatırlatmaları mutlaka dikkate almaları gerekmektedir. Çünkü o gün iyilikte bulunanlar, yaptıkları iyiliklerin karşılığını eksiksiz olarak bulurlarken; kötülükte bulunanlar ise yaptıkları kötülükler ile aralarında uzak bir mesafe olmasını isteyeceklerdir. İnsanlar yapayalnız ve tek başlarına Allah'ın huzuruna çıkacak ve en ufak bir haksızlığa uğratılmadan aralarında adaletle hüküm verilecektir:

İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar. (Enbiya Suresi, 1-2)

Budizm ve benzeri insan yapımı felsefeler ise, insanları en büyük gerçek olan Allah'ın varlığından ve O'na kulluk görevinden uzaklaştıran birer yanılgıdır. Budizm yapay ve gerçekte birçok yönden insan fıtratına da son derece aykırı olan bir ahlak anlayışı ile, insanların dinsizliğin getirdiği vicdan azabından kısmen de olsa sıyrılmalarını sağlamakta ve böylece sahte bir "maneviyat" kaynağı olarak işlev görmektedir. Budizm'e inananlar, kendilerine acı çektirerek, bedensel ihtiyaçlarını yanıtsız bırakarak, manevi bir başarı elde ettikleri zannına kapılmakta ve böylece avunmaktadırlar. Bir türlü fark edemedikleri gerçek şudur: İnsanın bilmesi gereken en temel hakikat, Allah'ın kulu olduğudur. Yapılan herhangi bir iş, ancak Allah'ın rızası gözetilerek, O'na kulluk etme bilinciyle yapıldığında değer taşır. İnsanın nefsinin istek ve arzularını dizginlemesi de, Allah rızası için (ve Allah'ın dilediği ölçüde) yapıldığında değer taşıyan bir çabadır. Allah, Kendi rızası gözetilmeden sürdürülen bu gibi çabaların sahipleri için "Çalışmış, boşuna yorulmuştur" (Gaşiye Suresi, 3) buyurmaktadır.


Budizm'e Göre Dünya Hayatı

Daha önce de belirttiğimiz gibi Karma inancında insanlar, birbirini takip eden yeni yaşamlardan oluşan hayat çemberinin hiç bitmediğine ve her ölümden sonra mutlaka tekrar dirileceklerine inandıkları için, önlerinde sayısız imkan olduğunu sanmaktadırlar. Dolayısıyla bir insan herhangi bir kötülük yapmaya kalktığında, "bir sonraki hayatımda daha kötü bir hayatla yaşasam bile, bunu sonraki hayatımda telafi edebilirim" diye düşünebilmektedir. Böyle çürük temeller üzerine kurulu bir anlayışın insanları kötülüklerden alıkoyması ise mümkün değildir. Çünkü dünya hayatına bağlılık insanların büyük bir bölümünün önemli bir zaafıdır. Reenkarnasyon gibi batıl bir fikre inanmalarının en önemli sebebi de, bu bağlılıkları ve dünya hayatından hiçbir şekilde vazgeçememeleridir. İnsanların davranışlarını köklü bir şekilde düzelterek, güzel ahlakı yaşamaları ise, ancak bu dünya hayatının gerçek anlamını kavramalarıyla mümkün olur.

Dünya hayatının gerçek yönünü bilen bir insan, kendisini ve tüm evreni var eden, onu koruyan ve esirgeyen Rabbimize kulluk için yaratıldığını, her yaptığından, her konuşmasından ve düşüncesinden Allah'a karşı sorumlu olduğunu ve ölümünden sonra O'na hesap vereceğini bilir. Dünya hayatının yaratılış sebebini Rabbimiz Mülk Suresi'nde şöyle bildirir:


Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır...
(Bakara Suresi, 112)

O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)

Ayette de görüldüğü gibi Allah insanları denemek için yaşamı yaratmış ve onları dünyaya geçici olarak yerleştirmiştir. Burada karşımıza çıkan olaylarla bizi sınamakta; iman edenlerle inkarcıların ortaya çıkması, inananların kötülüklerden arınması ve cennet ahlakına ulaşması için hayatı devam ettirmektedir. Yani dünya sadece Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilmemiz için bir sınanma, bir eğitim yeridir. Allah insanları Kendisine kulluk etmeleri için yarattığını ise şöyle bildirmektedir:

Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız. (Bakara Suresi, 21)

dünyada gösterdiği tavırlarla ebedi hayatında ceza görecek veya mükafata kavuşacaktır. Bu durumda yaşadığımız her saniye, bizleri ya cennete veya cehenneme yaklaştırmaktadır. Allah bu gerçeği kullarına pek çok ayette hatırlatır ve o güne karşı onları uyarır:

Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. (Haşr Suresi, 18)

Allah'ın azaplandırmasından korku duyan müminler, yalnızca O'na kulluk eder, O'nun emirlerine kayıtsız şartsız uyar, kötülüklerden sakınarak Rabbimizi hoşnut edecek davranışlarda bulunurlar. Bir insanın gerçek anlamda üstün bir ahlaka sahip olmasının, çıkarları ile çatışsa dahi güzel ahlaktan taviz vermemesinin tek yolu, Allah'a karşı güçlü bir sevgi ve bağlılığı olması, O'ndan korkup sakınması ve O'na kullukta kararlı olmasıdır. Aksi takdirde, her insanın kendine ait birtakım güzel ahlak özellikleri olabilir; ancak bunlar ya sayılıdır, ya kısa sürelidir veya bazı koşullara bağlıdır. Budizm'de de insanlara bazı güzel davranışlar tavsiye edilmektedir. Ancak bunların Allah katında bir değeri olmayabilir. Kendisini yoktan var eden Allah'ın apaçık varlığını göz ardı ederek, O'na karşı nankör olan bir insanın, çevresindeki insanlara bazı iyilikler yapmasının ne değeri olabilir? İnsanın yaptığı işlerin değer taşıyabilmesi için Allah'a iman etmesi, yaptığı herşeyi O'nun rızası için yapması, O'nun kadrini gereği gibi takdir etmesi ve Allah'tan korkup sakınması gerekir. İşte bu nedenle müminlerin güzel ahlakları, romantik eğilimlere dayanmaz. İbadetleri Allah'ın ayetlerde de buyurduğu gibi sürekli ve kesintisizdir:

Allah, hidayet bulanlara hidayeti artırır. Sürekli olan salih davranışlar, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır (Meryem Suresi, 76)

Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O'nundur. Böyleyken Allah'tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz? (Nahl Suresi, 52)

Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır. (Kehf Suresi, 46)

İnsanlar dünya hayatının geçici ve aldatıcı süslerine tutkuyla bağlanmaktan sakınmalıdır. Çünkü ahirette insanların zenginlikleri, güzellikleri ve dünya hayatında sahip oldukları onlara fayda sağlamayacaktır. Toprağa konacak olan bedenleri çürüyecek, malları zamanla yok olacaktır. O insanlar da diğer insanlar gibi sorguya çekilmek için Rabbimizin huzuruna çıkacaktır. Üstelik dünya hayatı çok kısadır. Şu an 30 yaşında olan bir insana bu yaşına kadar neler yaşadığını sorsanız, "herşey çok hızlı geçti" diyecektir. İşte bu insan ortalama olarak bunun gibi bir 30 yıl daha yaşayacaktır. Ve sonra yaşamı bitecektir.

Allah dünyada yaşanan bu sürenin kısalığına pek çok ayette dikkat çekmiş, insanların ahirette bunu açıkça itiraf edeceklerini bildirmiştir:

Gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları biraraya toplayacağımız gün... (Yunus Suresi, 45)

Kıyamet-saatinin kopacağı gün, suçlu-günahkarlar, tek bir saatin dışında (dünya hayatı) yaşamadıklarına and içerler. İşte onlar böyle çevriliyorlardı. (Rum Suresi, 55)

Öyleyse insanın kısa dünya hayatının geçici süslerine aldanıp, sonsuz ahiret hayatını göz ardı etmesi çok büyük akılsızlık olacaktır. Çünkü insanın Allah'a hesap vereceği gün kesin bir gerçektir. Allah Yunus Suresi'nde şu şekilde buyurur:

Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve Bizim ayetlerimizden habersiz olanlar; işte bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri ateştir. (Yunus Suresi, 7-8)

Dünya hayatına kanmayan, Allah'ın rızasını ve sonsuz ahiret hayatını tercih edenlere ise Rabbimiz şu şekilde müjde verir:

Kim ahiret ekinini isterse Biz ona kendi ekininde artırmalar yaparız. Kim dünya ekinini isterse ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur. (Şura Suresi, 20)

Allah dünyada da insanlara nimetlerini vermesine karşın, ayetlerinde sürekli olarak ahiretin nimetlerini istemeyi öğütler. Çünkü onlar daha hayırlı ve daha süreklidirler. (Taha Suresi, 131)

De ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?" De ki: "Hakka ulaştıracak Allah'tır. Öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi
hidayete ulaşmayan mı?...
(Yunus Suresi, 35)

...Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan
sonra gelme bir kuşağız...
(Araf Suresi, 173)


Budist eserlerde meditasyon, huzura ulaşmanın ve günlük sıkıntılardan uzaklaşmanın en kolay yolu olarak gösterilir. Oysa bu büyük bir aldatmaca ve göz boyamadır. Meditasyon yaptıkları süre boyunca dünya hayatına dair sıkıntılarını unutan insanlar, meditasyon bittiğinde aynı sıkıntılarla karşı karşıya kalırlar. Üstelik bu sıkıntıları unutmaya çalışmak, belki insanda geçici bir rahatlama sağlayabilir, ama onları yok etmez, geçici beyin uyuşturmanın faydası olmaz. Gerçek huzur ve mutluluğa ulaşmanın tek yolu Allah'a bir ve tek olarak iman etmek, O'nun yazdığı kadere teslim olmaktır. Allah dilemedikçe tek bir yaprağın dahi düşmeyeceğini bilen bir mümin için başına gelen herşey bir denemedir. İnsan 50-60 yıllık hayatı boyunca tüm yaptıkları ve yaşadıklarıyla denenmektedir. Sonsuz ahiret hayatında ise bunların karşılığını en adaletli şekilde alacaktır.


Bugün meditasyon ve yoga gibi mistik akımlar Batılı toplumlarda rağbet görmektedir. Oysa doğru yolu, iç huzurunu, vicdani rahatlığı ve mutluluğu elde etmenin yolu, böyle geçici beyin uyuşturma yöntemleri değil, Allah'a samimi bir kalple iman etmek, O'na gönülden teslim olmak ve tüm hayatını Allah'ın razı olacağı şekilde geçirmektir.


Allah; sizi yarattı, sonra size rızık verdi, sonra sizi öldürmekte, daha sonra sizi diriltmektedir. Ortaklarınızdan bunlardan herhangi
birini yapacak var mı?
(Rum Suresi, 40)


Budist tapınaklarının çevresinde dört bir yana açılarak asılmış ipler üzerinde yüzlerce dua bayrağı görmek mümkündür. Budistlerin batıl inanışlarına göre bu bayraklar üzerinde yazılı olan dualar, rüzgarla etrafa taşınmakta ve böylece daha çok sevap kazanılmaktadır. Bu da diğer Budist inanışlar gibi batıl bir hurafedir. Çünkü Allah'ın varlığını inkar eden Budistler bu duaları kime ve niçin ettiklerini dahi açıklamaktan uzaktırlar. Oysa Allah Kuran'da, sadece bir ve tek İlah olan Rabbimize yapılan duaların kabul olacağını tüm insanlara hatırlatmıştır.

Hak olan çağrı (dua, ibadet) yalnızca O'na (olan)dır. Onların Allah'tan başka çağırdıkları ise, onlara hiç bir şeyle cevab veremezler...
(Rad Suresi, 14)

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm... (Bakara Suresi, 186)


...Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı? Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?
"Hayır" dediler. "Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk."
(Şuara Suresi, 72-74)



Budistler atalarından kalan gelenekleri eksiksizce uygular ve günlerini tapınakların etrafında dualar okuyarak, dua silindirleri çevirerek geçirirler. Ancak yaptıklarını bir kurtuluş yolu olarak gören Budistler gerçekte çok büyük bir aldanış içindedirler. Çünkü önünde secde ettikleri, tütsüler yakıp dilekte bulundukları taştan, tahtadan heykellerin onların dualarına cevap vermeleri, çağrılarını duymaları mümkün değildir.


Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet-saatinin kopacağı gün, (işte) o gün, batılda olanlar hüsrana uğrayacaklardır.
(Casiye Suresi, 27)



(Solda) Budizmin sapkın inanışlarından biri de, Buda adına yapılan mekanlarda düzenlenen garip törenlerdir. Oysa bu heykeller, insanlara ne bir yarar ne de bir zarar vermeye güç yetirebilirler.İnsan yapımı bu heykellerden medet ummak kuşkusuz akıl dışıdır. Ne var ki Budist öğretilerle beyni yıkanmış olan insanlar, bu kadar açık olan bu mantıksızlığı dahi farkedemeyecek konuma gelmişlerdir.


...Şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve şüphesiz O'nun dışında taptıkları (tanrılar) ise, batıldır...
(Lokman Suresi, 30)


Budizmin batıl inanışları ve törenleri insanları hastalıklı bir ruh haline iter. Bilimden, teknolojiden, sanattan, estetikten kısaca medeniyetten uzak bir yaşam süren Budistler, yaktıkları mum ve kandillerle ibadet ettiklerini sanırlar. Oysa bu, büyük bir aladnıştan ibarettir.



...Kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil indirmediği şeyi Allah'a şirk koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır...
(Araf Suresi, 33)



Batıl Budist ritüellerine göre, resimdeki boncuklar kutsal kabul edilir. Budistler, Buda'ya yaptıkları dualarında (ki bu dualar onlara asla birşey kazandırmayacaktır) milyonlara varan tekrarlar yaparlar. Allah'ı unutup, O'nun yarattığı aciz bir kuldan medet uman bu topluluk -sapkın inanışlarından vazgeçmedikleri sürece- kendilerini çok büyük bir azaba sürüklemektedirler.


... Allah, hakkın ta kendisidir. O'nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir. Gerçekten Allah, yücedir, büyüktür.
(Hac Suresi, 62)



"Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler.
Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz."
(Enbiya Suresi, 53-54)



Teleskopik trompet olarak tanımlanan radong, Budist ritüellerde çok önemli bir yer tutar. 4.5 metre uzunluğundaki bu çalgı Budist ayinler sırasında kullanılır. Budist ayinler sırasında kullanılır. Adeta bir törenler, ayinler ve ritüeller dini haline gelmiş olan Budizm, bu gibi avuntularla insanları hem dünya hayatında hem de ahirette çok büyük bir kayba uğramaktadır.


İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler...
(Bakara Suresi, 165)



Rahiplerin Budist halktan farklı olarak uyması gereken çok fazla kural vardır. Bunların en başında, öğle yemeğinden sonra ertesi güne kadar hiçbir şey yememek, kesintisiz her akşam meditasyon yapmak gibi uygulamalar gelmektedir. Bunların tümü hak dinde yeri olmayan ve hiçbir fayda getirmeyen, insanın fıtratına da aykırı garip ritüellerdir. Oysa Allah kullarına daima kolay olanı emreder. Rabbimiz ayetlerinde şöyle buyurur:
"Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa, Ve en güzel olanı doğrularsa, Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız. (Leyl Suresi, 5-7)"


... Ey oğlum, Allah'a şirk koşma. Şüphesiz şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.
(Lokman Suresi, 13)



Binlerce batıl kuraldan ve törenden oluşan, ahiret inancını tamamen göz ardı eden Budizm, bu sapkınlığa kapılanlarda büyük tahribat meydana getirmektedir. Budistlerin tüm batıl uygulamalarının yanısıra samimiyetsizliklerinin önemli bir göstergesi de uyguladıkları adaletsizliktir. Budizmin yaygın olduğu ülkelerde, halk büyük bir yokluk ve sıkıntı çekerken, Buda adında inşa edilen putperest tapınaklar için büyük masraflar yapılmaktadır. Budizmin ahiret inancını reddeden sapkın görüşleri, insanları ahlaki ve ruhi çöküntüye sürüklemekte, bu da kişilerin dış dünyadan tamamen kopuk, başkaları için adalet anlayışında olmayacak bir halde yaşamalarına neden olmaktadır. Böyle karanlık ve kasvetli bir ruh haline sahip kişilerin, toplumun sorunlarına akılcı çözümler üretemeyeceği, onları aydınlığa ulaştıramayacağı ise açıktır.


Allah'ı bırakıp kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: "Bunlar Allah katında
bizim şefaatçilerimizdir" derler...
(Yunus Suresi, 18)


Günümüzde Budizm bazı çevreler tarafından güzel ahlakın, yardımlaşmanın ve fedakarlığın yolu olarak görülür. Oysa Budist ülkelerde halkın yaşadıkları, bu propogandanın büyük bir aldatmaca olduğunu ortaya koymaktadır.Nepal'de, Tibet'te, Kamboçya'da ve diğer Budist ülkelerdeki halkın sefalet içinde yaşıyor olması, böyle bir yardımlaşma ve fedakarlığın uygulanmadığını açıkça göstermektedir. Nepal, Budizm'in en güçlü olduğu ülkelerin başında gelmektedir. Ancak Nepal halkı çok büyük bir fakirlik içindedir. Örneğin Nepal'in Himalaya eteklerindeki Mustang bölgesinde insanlar çamurdan yapılmış, izbe, toprak evlerde yaşamaktadırlar.